TR
YAŞAM KRİSTALLERİ
Tuz Perisi

Edebiyat ve Tuz

Peri, tüm dünya kültürlerinin efsane, folklor ve mitolojisinde yer alan doğaüstü bir varlıktır. İyilik timsalidir. İnsanlara iyilik yapmak için doğaüstü yeteneklerini kullanır. İlham bile onlarla gelir. Genç kız görünümünde olmakla birlikte, uçmak için kanatları vardır. Türk mitolojisindeki peri kavramı, dede korkut’un tepegöz hikayesi ve esin perileri olan ak kızlar inancında da kendini gösterir.

Efsina’yı göllerde, denizlerde, dağlarda, kısaca tuz bulunan yerlerde yaşayan bir peri kızı hayal ettik ve bunu amblemleştirdik. Bu periye “Tuz Perisi” dedik. Tuz perisi efsina, su ile birlikte hayatın iki kaynağından biri olan, bu nedenle “Yaşam Kristalleri” dediğimiz tuzu insanların kullanımına sunmak için gece gündüz çalışır, tuzların oluşumunu ve insanlara ulaştırılmasını sağlar.

Tuzun rolü besleme ile ilgili olmanın ötesinde bir sembol olarak refah, iyi bir yaşam, zenginlik ya da yeni hayat anlamına da gelebilmektedir. Klasik eski devirden beri avrupa'da böyle bir anlamda kullanmış olduğuna sık sık rastlanılır. Ekmekle beraber yeni evlilere tuz sunulması iyi bir geleceğin dileğini ifade etmektedir. Ayrıca yeni dünyaya gelmiş bir bebeğin yıkamasına hazırladıkları su içine de biraz tuz katılırsa, bebeğe nazar değmez anlamına gelmektedir. Ölülerini anarken ekmekle biraz tuz ve su sunulması birçok Avrupa toplumunda görülmektedir. Yeni eve taşınmadan önce giriş kapısının eşiği altına biraz tuz konmuşsa oradaki hayatın daha mutlu olacağına inanılır.

Tuz kavramı, 6 bin yıl kadar önceki 'yaratılış' anlatımlarının ilk temel kavramları arasında yer alıyordu: “başlangıçta sadece "tatlı su" ve "tuzlu su" vardı! “ Mezopotamyanın eski tarihinin bu anlatım tarzı, kullanılan kavramları değişmiş olsa da, temelde aynı şekilde eski yunan yaratılış anlatımlarında da yer alır. 'Sümer’ler de "toprağın tuzu" tanımlamasını kullanır. Bu tanımın, Yeni Ahit'te İsa’nın ağzından tekrarlatıldığını, eski kavramsal gelenek sürdürülmüştür.

Deyim ve atasözlerimizde de yer alan tuzla ilgili deyişlerin en güzel örneklerine doğal olarak halk şiirimizde de rastlanmaktadır. Halk edebiyatımızda tuz yaşamın ve yaşam keyfinin bir gereği olarak anlamlandırılmıştır. Örneğin hayatın tuzu ve biberi, onun güzellikleri anlamına gelmektedir. Eksikliği de kötü ve tatsız olur. Tuzsuz olan şey bizde genellikle hoş olmaz.

Halk Âşıklarının Dilinde Tuz

Tuz, bütün Türk topluluklarında kutsal sayılan bir madde olarak dikkat çeker. Bu özelliğinden dolayı tuzun folklorumuzda önemli bir yeri vardır. Halk hikâyeleri, halk şiiri masal, bilmece vb. Bir çok halk edebiyatı türlerinde tuz bir motif olarak işlenmiştir. Dilimizde tuz sözcüğünden türetilen ya da içinde tuz sözcüğünün geçtiği bir çok atasözü ve deyim bulunmaktadır. Halk âşıkları da tuz sözcüğünü ve tuz sözcüğünden oluşmuş bir çok deyimi şiirlerinde kullanmışlardır;

20. Yüzyıl halk âşıklarımızdan Hasretî tuz ekmek hakkını unutmadığını belirtir:
Kıymet bilmek gerek bu tatlı canın Sefa sürmek gerek şöhret ve şanın İkramın gördüğüm sadık irfanın Ekmeği bendedir tuzu bendedir

Halk şiirimizin güçlü söyleyişlere sahip ozanı Pir Sultan Abdal tuz ekmeğini yediği kişiye karşı hoşgörülü olunması gerektiğini vurgular. Şiirde bu durum şu şekilde dile getirir:
Bir kardaşa meyil verip Tuz İle ekmeğin yiyip Azıcık noksanın görüp Tez başına kakma gönül

Bir başka şiirinde Farsça söyleyişiyle “nan u nemek “şeklinde aynı deyimi kullanır:
Pir sultan'ım bu ne demek Hiç cahile çekme emek Hazır pişmiş nan u nemek Yedirenin demine hu

Âşık Karahanlı tuz ekmek hakkının gizli kalmayacağını şu dörtlüğünde dile getirir:
Dost gerek dostuna eylik eylesin Ekmek gizli kalmaz tuz gizli kalmaz Ayetin firdevste gönül eylesin Elif gizli kalmaz cüz gizli kalmaz

"Tuz ekmek hakkı" deyimin zıddı olarak kullanılan tuz ekmek haini deyimi de 'ekmeğini yediği iyiliğini gördüğü kişiye ihanet kötülük eden kimse' anlamında kullanılmaktadır.

Bir ilenç olarak kullanılmakta olan olan tuz ekmek hakkını bilmeyen kör olsun ifadesi de Türkçemiz içinde kullanılır.

Seyrani de nan u nemek (tuz ekmek) hakkını bilenlerin kalmadığından şikayet ederek tuz ekmek hakkını bilmeyenin kılıç çalınmayacak kadar değersiz olduğunu ifade ederek “tuz ekmek hakkı “ bilmenin önemine işaret eder:
Uyan deli gönül uyan Sokar seni kara yılan Kalmamıştır pek çok sayan Hakkın nân ve nemeklerin

Anandan babandan beddua alma Anlar rızasından sen geri kalma Tuz ekmek bilmeze kılıcın çalma Bir de emanete etme hıyanet

Levnî de atalar sözü destanı'nda tuz ekmek hakkını bilmeyeni halden anlamaz olarak niteler ve dertlerin bu tür kişilere anlatılmamasını öğütler:
Dediler bu pendi sordumsa kime Tuz ekmek bilmeze halini deme Kül kömür ye, namert lokmasın yeme Gün olur başına kakar demişler

18. Asır saz şairlerimizden Şikârî de "atalarsözü destanı"nda "tuz ekmek ye" ifadesiyle basit ve sade yiyeceği kastediyor. Namert lokması yemektense "tuz ekmek" yenilmesini tavsiye ediyor:
Avrata oğlana sırrını deme Tuz etmek ye nâmert lokmasın yeme Dağda gez belde gez namazın koma Namaz seni yolda komaz demişler

Âşık için her şey sevgiliyle vardır. Sevgiliden ayrı hiç bir şeyin tadı tuzu yoktur. Gevheri bir şiirinde sevgilisiz yenilen ekmek ve tuzun (nan u nemek) kendisine zehir olduğunu ifade eder:
Bana sensiz semdir bu nân u nemek Şimdi bana yardır bu çarh-ı felek Bimarlık mecruhluk dirsen ne dimek Başım üzre döner dolab oldu gel

Türk halk şiirimizin başarılı temsilcilerinden Dadaloğlu sevgilinin nazları ve çektirdiği çileler sonucu "yaramı doldurdun ince tuzunan" diyerek yaraya tuz basmak deyimini kullanır. Şiirin devamında "üstüne biber ektin öl deyi" ifadesi de yaraya tuz biber ekmek deyimi ile aynı anlamdadır.

Yüce dağ başında kar var buzunan Yaktın beni ağda ile nazınan Yaremi doldurdun ince tuzunan Üstüne de biber ektin öl deyi

Âşık Çerkezoğlu benzer bir ifadesinde "yarama derman isterken tuzlanırım" diyerek beklentilerinin aksine acısının arttığını vurgular:
Yarama derman isterken Tuzlanırım yazık bana Belki eğri gidiyorum Düzlenirim yazık bana

Âşık Şenlik aklı noksan kişinin şap ile tuzu, (tuz burada tat anlamında kullanılmıştır) yani tatlı ile tuzluyu ayırt edemeyeceğini vurgular:
Eyyâmı tagayyür gören perişan olur hali İnsana merah getirir nadanın galmagalı Dayazı derine gatsan tanımaz hası hamı Ahlı nohsan bîkâmile şab da birdi tuz da bir

Gevheri “ tadı tuzu kalmamak” deyimini kullanarak yaşlandığını ifade eder:
Gevheri her şeyden çekildi elim Aşnâlık etmeden kesildi dilim Dal oldu kâmetim büküldü belim Ben bilirim tadım tuzum kalmadı

20. Yüzyılın başarılı halk şairlerinden Âşık Veysel “bala tuz katmak” deyimini kullanarak yanlış iş yapan düzeni bozan, işin tadını kaçıran kişiler için kullanmıştır.
Şehvetle âşıktır kıza gelince Arı olan tuz katar mı balına Ebrişimden nazik ipek teline Takarlar çeşitli yalan âşıklar

Âşık Azerî tuzu İbrahim peygamberin bulduğunu telmih ederek, fiilleri yapandan çok yaptırana dikkat çeker:
İsmail tam dünyan yoklarlar bizi Havada bulut var saymam yıldızı İbrahim peygamber bulmuştu tuzu Tuzlayan ben tuzlatana dikkat et

Âşık Merdanî, dostu için yapacağı fedakarlığı tuzun ateşte erimesine benzetiyor:
Tuz gibi ateşte eririm diyor Dost için canını veririm diyor Her yerde her şeyi görürüm diyor Ne göreni gördüm ne gören var

Divan şiirinin tesirinde söylediği bir şiirinde Erzurumlu Emrah, klasik şiirde sevgilinin dudağının tuzlu olması mazmunu kullanır. Aşkının başkaları tarafından yerilmesine karşılık tuz ile aldatılarak boynundan tutulduğunu bir bakıma yakalandığını ifade eder:
Sakın tan itme Emrah ugraşursa merd-i aşkınla Giribânun ne yapsın tuz ile hayevân tutmış

Olayların normal seyrinde gelişmemesinden şikayet eden Kara Mehmet "tuzlana tuzlana gitmek" deyimiyle terbiye oluşu, yerinde uygun olan davranışı kasteder:
Nedir niyet öyle oyun Nereden geliyor soyun Sahrada yayılan koyun Tuzlana tuzlana gider

Pir Sultan Abdal da bir şiirinde tuzlanmak terimini terbiye edilmek anlamında kullanır. Şiirde talibin (bektaşi tarikatında tarikata girmeye istekli kişi) üstat bazı söyleyişlerde mürşit huzurunda terbiye edilmesi tuzlanma şeklinde ifade edilir:
Talibin özünü halleyle pişir Bu meydana çiğden lokma gelir mi Üstat nazarında tuzlanmayınca O lokmada lezzet karar olur mu

Bazı yörelerde dünyaya gelen çocuklara tuzlu suyla yıkanırlar. Karacaoğlan da şiirinde bu şekilde tuzlandığını ifade eder:
Ben de bildim şu dünyaya geldiğim Tuzlandım da çaputlara belendim Bir zaman da beşiklerde eğlendim Anamın sütüne kandırdın beni

Seyrani bir başka şiirinde aşına tuz katmak deyimini kullanır. Şiirde, kendisine uygun olan kişilerle dostluk kurulması gerektiğini, aksi takdirde kurulan dostlukların sıkıntıyla sonuçlanacağına işaret edilir:
Kimi gözü gözüne kaşı kaşına Benzemezse tuzun katma aşına Bir gün şu cihanı eder başına Esir zindanından daha dar gibi

Tuz, içine katılan bazı şeylere lezzet verdiği için için “ tat “ anlamında da kullanılır. Âşık Tanrıkulu bu şiirinde, göründüğü gibi olmayan için "ne tuzun tuza benziyor" ifadesini kullanır, aşığımız gerçek tadı bulamamanın sıkıntısını bu şekilde dile getirir:
Güç harcadın gücü verdin Başındaki tacı verdin Tatlı diye acı verdin Ne Tuzun tuza benziyor

Âşık Mustafa, adının peygamber adı oluşuyla övünür, tuzun tat verdiğini hatırlatarak tatlı olan her şeyde kendisinin olacağını ifade eder:
Âşık Mustafa'yım hakk'ın tadıyım Mana aleminde resül adıyım Gönül sofrasının ben bir tadıyım Elde tuzda ara beni ey gönül

Günümüzün usta âşıklarından Murat Çobanoğlu zamandan şikayet ederek bir şeylerin eksik oluşundan söz eder, lezzet alamamasını tuzun eksik oluşuyla ifade eder.
Böyle mi dünyada bilmem adalet Ne muhabbet kaldı ne de sehabet Gönül sofrasından almadım lezzet Acaba yemekte tuz mu kalmadı

Kul Nuri ise gerçek tattan anlayan insanların olmayışından şikayet eder.
Neden ise hiç kanaat kalmadı Çoktan azdan anlayanı görmedim Ya nasıl olacak sohbetin vardır Özden tuzdan anlayanı görmedim

İşi bilen kişilere duyulan özlemin dile getirildiği bir başka deyişte Âşık Erdalî şöyle seslenir:
Her gelen bir yara açtı Bilenler bu işe şaştı Ağzımızın tadı kaçtı Baldan tuzdan anlayan kim

Olaylar karşısındaki çaresizliği ve boyun eğmeyi Âşık Sefil Selimî "sıcak pişmiş yemek gibi tuza boyun eğer oldum" deyişiyle ifade eder:
Sıcak pişmiş yemek gibi Tuza boyun eğer oldum Ateşim sönmek üzere Köze boyun eğer oldum

Maksut Koca, ehil olmayan kişilerin yapacağı işlerin yaraya tuz basmak gibi olumsuz etki yapacağını vurgular:
Bir derdini bilmeyene söylersen Cahili getirip kamil eylersen Naşiyi getirip tabip eylersen Çıban eksik olmaz tuz eksik olmaz

Her şeyin olması gereken yerde güzel durduğunu belirten Torunî "buzda tuzda aramak" tabirini bir şeyi olması gereken yerde aramamak anlamında kullanır.
Der nusret torûnî gönlünü doldur Acayip hâl oldu bu nasıl hâldir Büz yerinde gül dalında güzeldir Buzda tuzda arıyorum boşuna

Bazı nesneler tuzlanarak kullanılır, bu şekilde bozulması önlenir. Âşık Dündar buna telmih ederek "er meydanında tuzlanmayın" der, yani yalan ve yanlış işler yaparak bunu tuzla kapatmaya karşı çıkar;
Melül melül bakmayasın Yalan yanlış atmayasın Yalan yanlış kokmayasın Tuzlanmayın er meydanı

Halk şiirinin güzel örneklerinden olan bir atışma sırasında rakibine "çorbaya tuz at" diye seslenen Âşık Bekir Sâlim sonuçta oluşacak edebi eseri bir çorbaya benzetir:
Gerçi korkacağım amma Gel yüzünü de göreyim Bir çorba pişireceğiz At tuzunu da göreyim

Âşık İmamî, "tuzumuz rahmânî olsun" deyişiyle yapılacak işlerdeki güzelliklerin ilahiliğine işaret eder ve bu ilahiliği bekler:
Ey erenler bu sayfada Tuzumuz rahmânî olsun Basiret bakmasın ya da Gözümüz rahmânî olsun

Birbirine bir şekilde hakkı geçen, birlikte yiyip içen insanlar bir müddet sonra ayrılacakları zaman helalleşme ihtiyacı duyarlar. Bu tür kişiler arasında samimiyet ve arkadaşlık ileri seviyededir. Bunların mutlaka birbirine çeşitli maddi ve manevi katkıları olmuştur. Bu katkılara, bir başka tabirle birbirine hak geçme meselesine karşılık olarak tuz ekmek hakkı ifadesi kullanılmıştır.

Şiirlerde tuz ekmek hakkı farsça söyleşişiyle nân u nemek hakkının unutulmaması gerektiği vurgulanır. Halk şairi genellikle bir yerden ayrılırken başta sevgilisi olmak üzere dostlarıyla helalleşirken tuz ekmek helalliği diler.

Karacaoğlan bir şiirinde tuz ekmek hakkının helal edilmesini şu şekilde ister:
Yeni geldi arap atın sökünü Seyir eyle sağa sola bükeni Helal edin tuz ekmeğin hakkını Varamıyom beni burda eyler var

Kerem ile Aslı hikâyesinde de 'tuz ekmek' deyimi ile ilgili manzum ve mensur bölümlerde şu söyleyişler yer almaktadır; 'tuz ekmek hakkı bilmeyenin ardına düşüp de ne yapacaksın' , 'az gittiler uz gittiler,susadıkça soğuk sular su içerek, acıktıkça tuz ekmek yiyerek günlerce yol gittiler', 'öyle bir can ciğer oldular ki birbirinden kız alıp veriyor, tuz alıp veriyorlardı' tuz ekmek hakkı bilmeyenler için de hikâyede 'tuz ekmek haini' ifadesi kullanılır.

Kına yakma geleneğinde tuzlu kına daha değerli, en azından daha pahalı sayılmaktadır:
Altın tas içinde kınam ezilsin Kökyüzünde peştemalım süzülsün Emsalım gızlar yanı başıma dizilsin. İstanbul'dan aldım yaprak kınayı Yakma yenge, yakma tuzsuz kınayı Akdır ellerim kınanızı istemez (istemem) Karadır gözlerim sürme istemez

Halk şiirimizde tuzla ilgili en sık kullanılan söyleyiş tuz ekmek hakkı deyimidir. Prof. Dr. Şükrü Elçin "tuz ekmek hakkı” deyimi üzerine adlı makalesiyle bu deyimin kullanılışına dikkat çekerek, deyimin tarihi eserlerde, edebi eserlerde ve halk edebiyatı mahsullerinde kullanılışı ile ilgili genel bilgi vermiştir.