Efsina’yı göllerde, denizlerde, dağlarda, kısaca tuz bulunan yerlerde yaşayan bir peri kızı hayal ettik ve bunu amblemleştirdik. Bu periye “Tuz Perisi” dedik. Tuz perisi efsina, su ile birlikte hayatın iki kaynağından biri olan, bu nedenle “Yaşam Kristalleri” dediğimiz tuzu insanların kullanımına sunmak için gece gündüz çalışır, tuzların oluşumunu ve insanlara ulaştırılmasını sağlar.
Tuzun rolü besleme ile ilgili olmanın ötesinde bir sembol olarak refah, iyi bir yaşam, zenginlik ya da yeni hayat anlamına da gelebilmektedir. Klasik eski devirden beri avrupa'da böyle bir anlamda kullanmış olduğuna sık sık rastlanılır. Ekmekle beraber yeni evlilere tuz sunulması iyi bir geleceğin dileğini ifade etmektedir. Ayrıca yeni dünyaya gelmiş bir bebeğin yıkamasına hazırladıkları su içine de biraz tuz katılırsa, bebeğe nazar değmez anlamına gelmektedir. Ölülerini anarken ekmekle biraz tuz ve su sunulması birçok Avrupa toplumunda görülmektedir. Yeni eve taşınmadan önce giriş kapısının eşiği altına biraz tuz konmuşsa oradaki hayatın daha mutlu olacağına inanılır.
“Karagöz” ve “Ortaoyunu”nda sahnenin sonunda, yani işler karıştığında nara atarak meydana çıkıp olayları tatlıya bağlayani iyilerin yanında, kötülerin karşısında olan, insanlara doğru yolu gösteren; fakat sert ve kaba davranışlarıyla ertafa korku saçan Tuzsuz Deli Bekir, kabadayılığı ve sarhoşluğuyla tanınır.
Masallar, hikayeler, şiirler, bilmeceler, gazeller.
Edebiyat tarihimizde ve günümüzde tuza her alanda rastlamak çok mümkündür.